
Başlangıcı doğduğum yerden yapayım. Her sene en sessiz zamanlarında bir gün uğramazsam içimin rahat edemediği yer. Bafradan çıkıp Çayağzını geçtikten sonra içimi ferahlatan dağların zirvesi. hele Burunca sapağını geçince zirvesini gördüğüm dağlara dayanmış evler. Kimi bana istanbulu hatırlatıyor lanet ediyorum o doğayı kirletenlere kimi beni eski günlere taşıyor.
Eski günler çocukluğum ,5 yaşıma kadar benim pek hatırlamadığım ,sokaklarında özgürce oynadığım günler.Ardından İstanbul ve her yaz okulu kapanmasını hızla bekleyip ardından çocukluğumun ilk zamanlarına dönüş. O zamanlar büyümeye başlamıştım,O zamanlar köyümde tütün vardı, henüz kurumamış meyve bahçeleri vardı,Bahçesine girdiğimiz için bizi kovalayan Keleş dayı vardı, Talat ve Recep vardı, çocukluk arkadaşlarım vardı,babaannem ve anneannem vardı. Karışılmayan çocukluk ve huzur vardı.

Büyümek üniversiteye girişle başladı. Bu dönem biraz da bende gezme merakının depreştiği zamanlar oldu. İlk tren yolculukları,ilk ve son gemi yolculuğu ( heleki açık denizlerde cruise yolculuğu hiç cezbetmiyor beni. sürekli ayağım karada kalsın istiyorum bu yüzden.
Sonra gidiş gelişler azaldı ne çocukluk arkadaşlarım kaldı ne çocukluğum . İçinde bir zamanlar yaşam olan evler kapılarına vurulan kilitlerle harabeye döndü birer birer. Şimdi bile bacasından duman tüten evler ölmeyi beklemekte,ruhlar terkediyor birer birer köyleri,Yaşam bir yolculuk köylerden kentlere,kentlerden diğer kentlere
ama yine de orada bir köy var uzakta gitmesekte görmesekte o köy bizim köyümüzdür.
hepimiz zamana birer birer yenik dusuyoruz. ordaki terkedilmis guzelim evler gibi.
YanıtlaSil