12 Eylül 2011 Pazartesi

Yaşamımızın kadrajı



Kadraj fotoğrafçılık ile ilgili teknik bir terimdir.
Vikipedia kadrajı şöyle tanımlar “Kadraj (çerçeveleme), fotoğraf makinesinin vizörün de görünen görüntüdür, yani fotoğraf karesinin içine dâhil edilen her şey kadrajdır. Kadraj dijital fotoğraf makinelerinde, kameralarda daha doğrusu bir görüntüyü netlemek için kullanılan makinelerde vizörden bakınca görünen çerçevedir. Kadraj çoğunlukta elektronik aletlerde bulunur ve insanlara gösterilmek istenen objeler üzerinde netlik pozlama ve saf görüntüyü sağlamak için kullanılan terimdir.”
Peki, günlük yaşantımızda kadrajı nasıl ayarlayacağız. Yaşadığımız dünyadaki çirkinliklerin, çelişkilerin hangisini gözümüzün ve gönül gözümüzün çerçevesinin sınırları dışında tutacağız. İnsan neleri göz ardı eder hayatında ve başka bir soru neleri hayatının içine dâhil eder. Neleri dâhil edeceğini neleri göz ardı edeceğini ne belirler.
Bu kişiden kişiden kişiye değişir. Hatta bazen zaman içerisinde aynı kişinin içinde bulunduğu yere o an ki düşüncelerine göre de değişir. Mesela 20 yaşın delikanlılığında olaylara bakışımız ile 30'lu yaşlarda olaylara bakışımız bir çoğumuz da farklıdır. Keza daha ilerleyen zaman dilimlerinde kim bilir neler değişecek hayatımız da. Neler önemli olacak bizim için.
Bence her an tektir. DEJAVU sadece filmler de ya da rüyalarda olur. Birisi kurgulanmıştır diğeri bilinçaltıdır. Bu yüzden gördüklerimiz ve tepkilerimiz o ana dair teklikler içerir. Özeldir. Bunu belirleyende gözümüzün ve gönlümüzün yaşamda görmek istedikleridir.
Keşke Büyük Usta Nazım gibi sorabilsek
"Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
1961 yazı ortalarındaki Küba'nın resmini yapabilir misin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad"

Keşke Abidin DİNO gibi cevap verebilsek
"Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
işçiler gözler yolunu.
inebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna'nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
Hasretle kucaklayabilseydim
Seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
Kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik meserret kahvesine,
ilk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
O günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler...
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
Anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye'yi
Bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

işte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
Ne boya..."
Keşke Dianne Dengel resimlerindeki gibi çizebilsek mutluluğu.
Kadrajımızı hep mutluluğa sevince ayarlayabilsek
Not:2. fotograf abidin dino tarafından çizilmemiştir. İlüstirasyondur.

Göç yolları:Sarıkeçililer


7 Mayıs günü Türkiye’nin son konar- göçerleri olan sarı keçililer ile beraber olmak yürüyüşlerine başlamadan onları desteklemek için mersin in Gülnar ilçesine doğru yola çıktık.
Uçaktan inmemizin ardından adana dan alacağımız Şafakların evine gittik. Sabah günün ilk ışıkları ile yola koyulduk. Dehşet verici güzellikteki kanyonlardan ve yaylalalar dan geçerek Gülnar a vardık. Gülnar küçük bir ilçe. Burada yapılan panele katıldık. Panelde ağırlıklı olarak Sarı keçililer Yörüklerinin doğal yaşamın ne kadar önemli bir zinciri olduğundan bahsedilerek özellikle Yörük kültürünün yok edilmemesi gerektiği ve Sarı keçililerin yaşam alanlarının göç yollarının son dönemde kısıtlanmasından dolayı ortaya çıkan sıkıntılardan bahsedildi. Sarı keçililerin en önemli gelir kaynağı olan hayvancılığın ortadan kaldırılmaya çalışılmasına karşı alınabilecek önlemler konuşuldı.
Arkasından göç yollarına düştük. Gülnar ‘dan 20 km ötede yaylalara. Çadırlar hazırlandı. Gelen insanlarla tek tek ilgilenilmeye başlandı. Yörüklere özgü eğlence, kına gecesi yapıldı. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir kısım insan yorgunluktan battaniye altında sızarken bir kısım insan ateş başlarında toplanmaya başladı. Hiç tanımadığın insanlarla hiç tanımadığın yerlerde yapılan sohbetlerin tadına diyecek yoktu.
Sabah kahvaltıda yediğimiz gözleme kadar tatlı idi .Sarıkeçililer derneği başkanı Pervin hanımın herkese aç kalmayın , içiniz ısınsın diye çay getirmesi ,gözleme ikram etmesi Yörük misafirperverliğinin simgesi idi.
En güzeli de akşam olmadan hemen önce bazı insanların yanınıza gelip uzaktan geldiniz buralar geceleri soğuk olur hadi evlerimize gidelim, yemeğimizi yiyin sohbet edelim demesi idi. Kalmadı bitti dediğimiz adetler bunlar. Keşke yaşasaydı dediğimiz adetler. İç çekerek kitaplarda okuduğumuz… Yaşayan canlı örneklerini görmek istiyorsanız Toroslara gidin. Yaşar kemalin kitaplarında anlattığı 5 direkli Yörük çadırlarının anlatıldığı, kıl çadırda yaşayan keçi sütünü yoğurdunu yiyerek beslenen, kullanacağı bütün eşyaları kendi üreten, elektriği bilen ama uzak duran insanların yaşadığı Torosları görmek istiyorsanız vakit kaybetmeden gidin. Kim bilir sizde ayrılırken belki benim gibi keşke hep burada kalma şansım olsaydı dersiniz.
Not:17-18 Temmuzda Isparta Yörükleri Isparta da toplanacaklar.

ZAMAN GEZGİNLERİ



Niçin zaman gezginleri. Zaman tarihtir çünkü. Tarih geçmişimiz şimdimiz geleceğimiz.
Tarihte unutulmamak , Zamana sözünü geçirebilmek.…. Zamana hükmetmek.
Zamana hükmedenler. Çağları aşarak gelenler. Bazen değişen bazen uyum sağlayan bazen direnen ama yenilmeyenler. Kulaktan kulağa, ağızdan ağza, kitaptan kitaba geçerek yayılanlar. Kimi zaman bir duygu bir düşünce kimi zaman bir içecek , yiyecek ,Kimi zaman zamana yenilmeyen bir insan.Kimi zaman bir efsane. Hepsi birbirinden farklı ama hepsinin ortak özelliği zamana direnmeleri
Aşk yenilebilir miydi zaman da? Bırakalım Leyla ile mecnunu bir kenara Paris in Helen’ e aşkı, Antonius‘un Cleopatra ya aşkı, Muhteşem Süleyman’ ın Hürrem sultana aşkı. Mavi gözlü devin minnacık kadına aşkı.
Ya da düşmanlıkları ele alalım. Hangi düşmanlıklar çağları aşarak günümüzde hala sürdü. Bugün ki Kavgaların kökü tarihin hangi sayfasın da gizli. Pandora’nın kutusunun açılması mı sadece tek etken. Kabilin Habile saldırısı mı ? Düşmanlıkları günümüze taşıyan nefretin hangi özelliği ? Ya da nefreti doğuran hangi koşullar.
Yada bir insan Mesela Ömer Hayyam yada onun çağdaşı Alamut un sahibi Hasan Sabbah ve fedaileri. İnsanları düşündüğün zaman taa eskilere gitmek lazım. Platon, Çiçero, Fatih sultan Mehmet, Fuzuli, Marks,Engels,Lenin,Bakunin M.kemal Atatürk, günümüze geldiğimizde Mandela ve adı tarihin sayfalarına yazılmış unutulmamış binlerce yiğit insan.
Mesela Paris in çılgın komünarları , mesela Moskova önlerinde direnen kazak savaşcılar,mesela Taras Bulba. Unutabilir mi insan bunları. Zaman yenebilir mi içlerindeki savaşçı ruhu.
Mesela bir fotografın üzerinden bize bakan o renkli gözler. Hatırladınız mı o küçük kızı . Adı yıllar sonra bulunan küçük kız. Afgan dağlarının peştun kökenli kızı. Kim unutturabilir ki o küçük kızı. Kim unutabilir Serbet Gule yi.
Ya çağları aşan müzikler mesela Beethoven ay ışığı sonatını nasıl besteledi, Dostoyevski’yi günümüze taşıyan sadece suç ve ceza mı ya da Tolstoy sadece savaş ve barışın yazarımı. Bu muydu büyük üstatları tarihin dolambaçlı yolların da hayat ta bırakan.
Bir yiyecek düşünün ekmek olsun adı. Bir içecek şarap… Bir duygu düşünün adı sevgi olsun. Ama unutulmasın. Yaşamaya devam etsin
Bu yazıUnutulmayanlar için Her çağda, her yılda her ayda her günde her saatte her dakika da her saniye de yaşamayı becerenler kulaktan kulağa geçerek gerçek ya da efsane; hayat ta kalmayı başaranlar için.

Dinlerin buluşması;antakya

Antakya

Türkiye’nin güneyin de en uç noktada konumlanmış olan kent medeniyetlerin buluştuğu ve hoşgörü hamurunda kaynaştığı yer olarak adlandırılabilir.Arap,Türk,ermeni,Kürt milliyetlerinden Süryani ,Sünni alevi,Ortodoks,Katolik pek çok din ve mezhebe ev sahipliği yapar Antakya.
İnsan hakkının yollarda araçların ve şehirde binaların önüne geçtiği nadir kalan yerlerdendir Antakya.
Trafikte kırmızı ışıkta yoldan geçen bir Antakya lı’nın kendisine korna çalan 34 plakalı araç sahibinin “ben benzin yakıyorum sözlerine bizde kan yakıyoruz. Burada kan daha değerlidir “demesi insana duyulan saygının kuralların üstünde olduğunu göstermektedir.
İnsanlığı ve hoşgörüsü yine batıdan ve doğudan pek çok milletten insanın buraya yerleşmesini mümkün kılmıştır. Antakya sokaklarında dolaşırken tanıştığım alman vatandaşı ola n Carl bana” buraya yerleştim çünkü burada Almanya da bulamadığım huzuru ve hoşgörüyü buldum “sözleri ile Antakya’nın felsefesini ve huzurunu özetlemektedir.
Türkiye de dini ile yaşayan tek ermeni köyü vakıflıda bize köklerimize duyulan saygıyı ve sahiplenmeyi göstermektedir.

Antakya’nın aynı kare içerisinde yer alan camisi ve kilisesi ise bu bütünleşmenin fotoğraf kadrajına yansımış gören gözlere her şeyini anlatan kompozisyonudur. Yaşamın burada dünyadaki tüm uygulamaların aksine sürdüğünün bir başka kanıtı da tersine akan asi nehridir.Antakya kendi içinde sürükler insanı. Mozaik müzesinde sizi göz ucu takip eden bir eseri saatlerce seyredebilirsiniz.







Uzun çarşıda künefe yerken bir yandan yerel halktan insanlarla sıcak sohbetlere dalabilirsiniz. Mezeler ve yemeklerle kendinize ziyafet çekebilirsiniz.
Antakya ya gitmeli insan gidip görmeli. Çünkü ; Hepimizin içinde kendine ait bir şeyler bulacağı nadir yerlerden Antakya.



Nerelerde kalınır
Büyük Antakya oteli,harbiye otelleri
Nereleri görmeli
Harbiye şelaleleri,Vakıflı köyü, Titus tünelleri, Antakya mozaik müzesi,uzun çarşı,tarih kokan Antakya sokakları, Saint pierre kilisesi.( Hıristiyanlığın ilk kiliselerinden),Ortodoks ve Katolik kiliseleri,Samandağ,
Kaya mezarları
Ne yenir/ nerede
Antakya evinde Antakya ya dair her şeyi yiyebilirsiniz.Çınar altında künefe yemeden gelmeyin.
Samandağ da balık mezelerinin tadına bakın. Humus,maklube ,tepsi oruğu ,mumbar yenilebilir.

11 Eylül 2011 Pazar

Kayaköy



Fethiye Hisar önünü geçtikten 6 km sonra karşınıza çıkacak Kayaköy. Bir dağın sırtında hayalet sokaklara sahip taş evler. mübadele ile boşalmış sokaklar. Karşınızda levissi.
Bir zamanların 25.000 e yaklaşan nüfusu ,14 şapel, kiliseleri ve insanları ile hareketli sokaklar bomboş şimdi. Kapısı olmayan evler.Evler inşa edilirken hiçbir pencerenin diğerini kapatmaması göz önüne alınmış levissi de.Su sistemi,taş yolları ile görülmeye değer bir mimari sunuyor bizlere ,Deprem sonrası yıkılmaya yüz tutmuş köy Taş basamaklardan çıkan turistleri ağırlıyor artık .Eski evsahipleri gittikten sonra buraya Müslüman göçmenler yerleştirilmiş onlar pek sevmemiş burayı.
Buradan göçenlerde Yunanistan da yerleştirildikleri yerleşkeyi Nea marki yani yeni Fethiye demişler.

Kayaköy
Nerede kalınır
Kayaköy sanat kampı
Görülecek yerler
Kayaköy
Gemiler koyu
Darboğaz
Ölüdeniz( kayaköy –ölüdeniz arası Likya yolunun bir bölümünde yürüyerek gidebiliyorsunuz)
Soğuksu koyu
saklıkent
Nerede kalınır
Kayaköy sanat kampı
Ne yenir
Lezzetli ve hafif Ege yemekleri

Doğduğum yer



Başlangıcı doğduğum yerden yapayım. Her sene en sessiz zamanlarında bir gün uğramazsam içimin rahat edemediği yer. Bafradan çıkıp Çayağzını geçtikten sonra içimi ferahlatan dağların zirvesi. hele Burunca sapağını geçince zirvesini gördüğüm dağlara dayanmış evler. Kimi bana istanbulu hatırlatıyor lanet ediyorum o doğayı kirletenlere kimi beni eski günlere taşıyor.
Eski günler çocukluğum ,5 yaşıma kadar benim pek hatırlamadığım ,sokaklarında özgürce oynadığım günler.Ardından İstanbul ve her yaz okulu kapanmasını hızla bekleyip ardından çocukluğumun ilk zamanlarına dönüş. O zamanlar büyümeye başlamıştım,O zamanlar köyümde tütün vardı, henüz kurumamış meyve bahçeleri vardı,Bahçesine girdiğimiz için bizi kovalayan Keleş dayı vardı, Talat ve Recep vardı, çocukluk arkadaşlarım vardı,babaannem ve anneannem vardı. Karışılmayan çocukluk ve huzur vardı.



Büyümek üniversiteye girişle başladı. Bu dönem biraz da bende gezme merakının depreştiği zamanlar oldu. İlk tren yolculukları,ilk ve son gemi yolculuğu ( heleki açık denizlerde cruise yolculuğu hiç cezbetmiyor beni. sürekli ayağım karada kalsın istiyorum bu yüzden.
Sonra gidiş gelişler azaldı ne çocukluk arkadaşlarım kaldı ne çocukluğum . İçinde bir zamanlar yaşam olan evler kapılarına vurulan kilitlerle harabeye döndü birer birer. Şimdi bile bacasından duman tüten evler ölmeyi beklemekte,ruhlar terkediyor birer birer köyleri,Yaşam bir yolculuk köylerden kentlere,kentlerden diğer kentlere


ama yine de orada bir köy var uzakta gitmesekte görmesekte o köy bizim köyümüzdür.

5 Ağustos 2011 Cuma

Gezginin güncesi

Uzun zamandır tasarlıyordum bu sayfayı oluşturmayı. Eh artık başlayayım dedim.
Pek fazla bir yer gezdiğim söylenemez. Bazıları doğru haklısın derken bazıları hadi canım sende diyebilir. Bu yüzden çok gezen bir gezgin olduğumu söyleyemem. Ama blogspot isimleri kapatılmış olduğundan gezginin güncesi kaldı bana. Elimden geldiğince bütçem elverdiğince gezmeye çalışıyorum. Sırt çantam, olmazsa olmazım fotoğraf makinem ile gezmeye tanımaya çalışıyorum. Öyle bol yıldızlı oteller değil ama gittiğim yörenin insanını, kültürünü, yemeğini, yaşamını anlamaya çalışıyorum. Bu sayfada anladıklarımı anlatmaya çalışacağım. Gittiğim yerlere dair fotoğraflar, yemek tarifleri, mimari yapıya ilişkin gözlemlerin ve rotalar yazacağım. Bunun yanında gidemediklerime ilişkin okuduklarımla öğrendiklerimi de paylaşacağım sizlerle.